Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  ALLAH İÇİN SEVMEK ALLAH İÇİN BUĞZETMEK  

Arama:    

 



 
   

                                               


"De ki; ' Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ya da boy, kazanıp biriktirdiğiniz mallar, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size Allah'tan ve O'nun elçisinden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili/ gönül bağlayıcı geliyorsa' , bekleyin o zaman Allah iradesini açığa vuruncaya ( ölüm sizi alıp götürünceye ) kadar. Allah öyle fâsıklar gürûhunu hidayete erdirmez." ( Tevbe,9/24.)


 


Tevhid İnancı, Allah'tan başkasını  ilahlık seviyesinde sevmemeyi gerektirir.


Sevgi ve nefretin yüce bir gaye ile anlamlandırılması, İslami Davranış Ahlakı’nın temel  ilkelerindendir. Bu ilkeyi düstur edinmiş olmamız, dünyada elde ettiğimiz her şeyi zamanı geldiğinde Allah için feda etmeyi gerektirmektedir.


Gerektiğinde bağlılık  duyduğumuz her şeyden, candan, maldan, evladu ıyalden vazgeçmeyi göze alarak hareket etmezsek, Rabbani rızayı elde edemeyiz ve  Cennetin kokusunu da hiçbir zaman duyamayız.


Eşya ve insanlarla olan bağımızın düzeyini de  Allah ile olan irtibatımızdaki samimiyete ilişkin somut veriler belirlemektedir. Bu yüzden Yüce Rabbimiz, gönlümüzde sevgisi bulunan her şeyi, zamanı geldiğinde kendi rızası için terketmemiz gerektiğini bir çok ayette beyan etmektedir. Sevip bağlandığımız kimi şeyleri terketme zamanı, onların Allah ile kendimiz arasında bir engel teşkil ettikleri vakittir.


İnsanların Rableri olan ilişkilerinde O'nu her şeyden daha çok sevdiklerini ispatlamaya ihtiyaçları vardır. Fakata her şeyin en iyisine layık olan Allah'ın kaldı ki insanların  sundukları armağanlara da ihtiyacı da yoktur. Fakat cennete giden yol dünyadan geçmekte, Allah'ın rızasına ulaşmak da, O'nun yarattıkları ile olan ilişkilerimizi  "Tevhid" temelinde düzenlemekle mümkün olabilmektedir


 


Hiç kimseyi, Allah'ı sever gibi  sevmemeliyiz


O'nun sevgi ve hoşnutluğunu kazanmanın koşulu, gönülden bir teslimiyetle iman etmek ve hayırlı işler peşinde zamanı en verimli bir şekilde değerlendirmektir.Allah’ın sevgisini hak etmekten daha üstün bir makam olabilir mi? Aşağıdaki ayetlerde buyurulduğu gibi :


" İnsanlar içinde Allah'tan başkasını (O'na ) denk tutan ve onları Allah'ı sever gibi ( Ke Hubbillah ) sevenler bulunmaktadır. Ama Mü'minler en çok Allah'ı severler..."( 2/Bakara, 165.)


" Şüphesiz iman edip yararlı işler yapanları , Rahman sevgili ( Vüdden ) kılacaktır. " ( 19/Meryem, 96.)


 


Allah için sevip Allah için buğz etmek


 Yeniden diriliş günündeki nihai hükmün verileceği hesaba inananlar; “Allah için sever, Allah için buğz ederler.” Sevmede ve buğz etmede müminlerin Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman etmelerinin belirleyici bir etkisi vardır.


Bu yüzden Yüce Rabbimiz, babaları, oğulları, kardeşleri ve diğer akrabaları da  olsa, öteki dünyaya kesin olarak iman edenlerin ,Allah’a ve resülüne, indirdiği vahyi hakikatlere karşı isyan edenleri sevmemeleri gerektiğini beyan etmektedir.


“Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman eden, ama aynı zamanda babaları, oğulları, kardeşleri, yahut ( öteki ) akrabaları bile olsa, Allah’a  ve Elçisi’ne karşı çıkanları seven bir toplum göremezsin. ..” (Mücadele,58/22.)


 


Öteki dünyaya kesin olarak iman edenler,en yakın akrabaları da olsa, eğer Allah’ a ve Resülü’ne isyan ediyorlarsa, onları sevmezler. Çünkü ahirete iman, sahibine iyi ile kötü arasında kesin bir sınır çizmeyi gerektiren, net bir bakış açısı kazandırır. Eşyaya, olaylara ve insanlara bu gözlükle bakan, imanını kalbine dantela gibi işleyen bir mümin, Rabbinin rızasını sevip nefret etmede de gözetecektir.


Aksine davranan, yarım gönüllü, kararsız ve dinini ciddiye almayan kimseler ise, Kur’an ile sınırları muhkem bir şekilde belirlenmiş ilahi hukuka karşı saygısız oldukları halde akrabalarına, sevdiklerine itaat ettikleri için Allah’a Vedûdiyette şirk koşmuş sayılacaklardır.


Allah için sevip nefret etmek soyut, muğlak ve göreceli bir tavır değildir. Bunun somut tezahürleri vardır. Mesela; ilahi rızadan nasipsiz güçlere sevgi ile bağlanıp onlara itaat etmek bir tür şirktir. Çünkü Şeytan ve dostlarını sevip veli edinmenin  Mü'minler'e haram kılındığına dair Kur’an’da çok sayıda ayet vardır. Örnek olarak A’raf Suresi ayetlerini okuyalım:


“De ki: benim Rabbim yalnızca doğru olanın yapılmasını emretmiştir; ve kulluğunuzu göstermek üzere giriştiğiniz her türlü eylemde bütün varlığınızı ortaya koymanızı ve içten bir inançla yalnız ve sadece O’na bağlanarak Kendisine yalvarıp yakarmanızı ister. Başlangıçta nasıl sizi yaratan o’ysa döneceğiniz kimse de O’dur. Sizden bazılarınızı doğru yola yönelterek onurlandıracak, ama bazılarınız için de doğru yoldan sapmak kaçınılmaz olacaktır. Çünkü bakın o sapkınlar Allah’ı bırakıp Şeytanları Veli/sevgi ile bağlanılan dost edineceklerdir; hem de böylelikle doğru yolu bulmuş olduklarını sanarak.” ( A’raf,7/29-30.)


 


İmanın Kemal Şartı Allah İçin Sevmek, Allah İçin Buğz Etmektir


Peygamberimizden gelen bir çok  hadiste “Allah için sevip Allah için buğz etmek” imani bir sorumluluk olarak nitelendirilmektedir. Çok sayıda varyantı olan bu hadislerden birinin tercümesi şöyledir: “Kim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allha için verir ve Allah için yasaklarsa imanı olgunluğa ermiştir.”Bu tür hadisleri incelediğimizde, peygamberimizin bir şeyi sevip nefret etmek ile iman arasında doğrudan bir alaka kurduğunu görmekteyiz.[1]


Bu hadislerin ortak mesajı; imanın kemale ermesinin, sevip nefret edilecek hususlarda ilahi rızanın esas olmasıdır. Yani Rabbani rızayı hak etmeyen güçleri,  metaları, insanları emaneti tevdi edecek kadar sevip dost edinmek imanın kemalini zevale uğratan bir ahlaki tavırdır. Çünkü Allah’tan başkasını uluhiyet derecesinde sevmek, şirke yol açan kalp hastalıklarındandır.  Hele de bu sevgi, bilerek ve isteyerek açıkça ilan edilip, çeşitli şekillerde gösteriliyorsa, artık müşriklik kişinin kimliği olmuş demektir.


 


Allah’ı Sevmek İddiası, Sevdiklerimizden İnfak Etmekle Anlam Kazanır


     Sevme konusunda da Allah’ı birlemenin en önemli göstergelerinden biri de  sevdiklerimizden Rabbimizin hoşnutluğunu gözeterek vazgeçebilme bilincine ermektir. Yani sevdiğimiz şeylerden infak etmektir. Bu erdemli tavırı gösterirken bir çok ayak bağı mesabesinde imtihan aracı vardır. Mesela; mülkiyet içgüdüsü bunlardan biridir. Şeytan sonsuz ihtiyaçlarımızı bahane olarak ileri sürüp, infak eylemini engellemek için her köşe başında bize tuzaklar kurmaktadır.


Ancak Kur’an’ın bir çok ayetinden öğrendiğimize göre; Birr’e/nihai iyiliğe erişmek de sadece ve sadece sevdiklerimizden infakla mümkün olabilmektedir:


“Sevdiklerinizden infak etmedikçe gerçek erdeme ulaşmış olamazsınız; ve her ne harcarsanız kuşkusuz Allah ondan tamamıyla haberdardır.” ( Ali imran,3/92.)[2]


İnsanlardaki "Mülkiyet tutkusu" ve "Benseverlik" sahip olunanlardan vazgeçmeyi zorlaştıran bir Fitne/ imtihan aracıdır. Ancak bu fitneye rağmen sevdiklerinden infak edenler, gerçek dürüstlük ve erdemlilik sahibi müminlerdir. Gerçek müminler de  Rezzak olan Allah'ın bizim için seferber ettiği imkanları,  salt bize ait saymayıp başkalarına da seferber etmektir.


 


Kelamın Özeti


Tevhid Dini İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an’dan öğrendiğimize göre bir şeye sevip bağlanmanın da bir ölçüsü olmalıdır. Dünyada sahip olduğumuz kendi benliğimiz de dahil hiçbir şeye sonsuz, sınırsız, belirsiz bir sevgi besleme hakkımız yoktur. Çünkü bunlara ölçüsüzce sevip bağlanmak, bizim Allah’a karşı olması gereken asli sorumluluklarımızı aksatacak düzeye gelebilir.


 O halde Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile kalpleri dolu olması gereken biz müminler, hiçbir şeyi Rabbimizi sever gibi sevmemeliyiz. Gerektiğinde Allah’ın rızasını tercih ederek, her şeyi terk edebilme şuuru, bizi tüm ayak bağlarından âzâde kılacak, özgürleştirecektir. Allah’a gerçek bir kul olmakla, bütün kölelik zincirlerinden kurtulmak eş zamanlı, eş anlamlıdır. Vesselam...



Fevzi Zülaloğlu


Fzulaloglu@hotmail.com








[1] Allah için sevip Allah için buğz etmenin müminlerin şiarı olarak nitelendirildiği  bir hadisin tercümesi şöyledir: "Allah için sevip Allah için buğz etmedikçe, imanınız kemale ermez ". Bu manada çok sayıda hadis bir çok kaynakta geçmektedir: Bkz. Ebu Davud, Sünne, 15; Tirmizi, Kıyame, 60; Ahmed b. Hanbel ( müsned ), 3. Cilt, 438,440. Peygamberimiz diğer bir hadiste de şöyle buyurmaktadır: " Kişi sevdiği ile beraberdir": Buhari, Edep, 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizi, Zühd, 50; Darimi, Rikak, 71; Ahmed b. Hanbel ( Müsned ), 1.cilt:  s. 392, 3.cilt: 104,109,110,165, 4. Cilt: s.107. v.d.


 


[2] Allah’ı sevmenin, ancak sevdiklerimizden O’nun rızası için infak etmekle mümkün olduğuna dair benzer bir ayet için bkz. Bakara,2/177.


 

   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 02.02.2006 10:12:31 tarihinde siteye eklendi ve Kuran Ahlakı kategorisinde 7178 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Kuran Ahlakı kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlere sunmaktadır..
KURANNESLI.info - 2005