Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  KUR’AN REHBERLİĞİNDE ÖFKE’Yİ YUTMAK VE YÖNETMEK  

Arama:    

 



Dr. İshak Halis'in mü'minin güncel yaşamda iletişim kurmasına engel problemleri ele aldığı yazısı  
   

Dr. İshak Halis



 


Öfke, akıl ve düşüncenin, kalp ve vicdanın yollarını bloke ettiği, tıkadığı için, bazen üzüntüden daha zararlı bir duygudur. Üzüntü daha çok içe, öfke ise dışa doğru yönelir ve taşar. Üzüntünün zararı, çevreden çok insanın kendisine olur. Depresyon yaşatabilir, insan kendine zarar verebilir. Öfke ise en basit örneğiyle, eşyaya zarar verme, sözle birinin kalbini kırma, çirkin sözler söyleme, elle vurma gibi zararlarla başlar. Cinayetlere ulaşan yolda sayılmayacak kadar çok etkisi vardır. Damar tıkanıklığı gibi psikolojik hayatı kökünden etkileyebilir. Acil by-pass gerekebilir.  Öfkenin bedende oluşturduğu zararlar klinik bulgularla belirlenmiştir. Örneğin öfkelendiren konuyu hatırlamak bile, kalbin pompalama veriminde yüzde beşlik verim düşüşe sebep oluyor. Bu, kalbe giden kan akışını azaltıyor. Nabzı ve tansiyonu yükseltiyor. Kalbe en çok zarar veren duygu öfke olmaktadır.



 


Öfke, bir anlık patlama şeklinde olanı zararlı olabilirse de, öfkelendiğimiz konu üzerinde uzun uzun düşünüp, kendimizce haklı gerekçeler üretmek, kafaya takarak şişirmek körüklemek, yerleşik bir kaygı olarak kronik hale getirmek, daha büyük rahatsızlıklara yol açabilir. Öfkeyi içine atma sürekli aynı konuyu düşünme, öfkeyi besleme anlamına gelir ki bu tefrit, öfkeyle hareket edip zararlı sonuçlara sebep olma da ifrat sayılır. Hiç öfkelenmemek de insan tabiatına uymaz. Önemli olan öfke duygusunun ön habercileri, belirtileri ortaya çıktığında hemen müdahale etmek, onu yutabilmek, disiplin altında almak, öfkeye sebep olan başka duyguları belirleyip onları gidermek ve yönetmesini becerebilmektir. Ve bir ihtiyat kuvveti gibi öfkemizi yerinde, zamanın da kontrollü biçimde kullanmasını da bilmek!..Bu da öfkenin müstakim yönü, itidali ve orta yolda olanıdır.



 


Konumuzla ilgili üç Ayet şöyledir:



 


a- “O takva sahipleri bollukta da yoklukta da verirler, öfkelerini yutarlar, insanları affederler, günah işleyince Allah’ı hatırlar, tövbe istiğfar ederler. (3/134-135).



 


b- "Onlar büyük günahlardan ve fuhşiyattan kaçınırlar, kızdıkları (gadab) zaman da bağışlayıcı olurlar". (42/37).



 


c-"Onlarla savaşıp mücadele edin ki Allah,onlara cezasını versin, müminleri de galip getirip içlerini ferahlatsın ve kalplerindeki öfkeyi gidersin!". (Tevbe,9/14-15)



 


Ayetlerde ilk bakışta beş öneri göze çarpmaktadır. Ancak bunların uygulanabilir olmasında takva sahibi olmanın önemli bir faktör olduğunu belirtmek gerekmektedir. Takva, genel anlamda Allah’ın emirlerine uymak yasaklarından kaçmak olarak özetlenebilir. Bu, bir insanın sürekli olumlu duygu, düşünce ve davranışlar içinde olduğu, olumsuz duygu, düşünce ve davranışlardan uzak kaldığı anlamına da gelebilir. Takva kavramında bir hassasiyet, ölçülülük, kendini kontrol, hayatı kavrama, ahlakî değerlere sahip olma, Allah ile bağlantıyı güçlü tutma ve Allah ile ilgili her bilgiye açık ve istekli olma gibi anlamlar da bulunmaktadır.



 


Takva sahibi bir insan, namaz kılmakla, en basit ifadesiyle öfkelenebileceği zaman dilimlerini azaltmış olmaktadır. Çünkü yer yüzünde namaz kılarken, durduk yerde maddi sebeplerle öfkelenen hiç bir insan olamaz. Bu, diğer inanç mensuplarının mabetlerinde ayin yaparken de geçerli olabilir. Kaldı ki, öfkeden uzak kalma süresi sadece namaz vakitleriyle sınırlı tutulamaz. Namaz öncesinde abdest alma, zihnî hazırlık sürecini yaşama da insanı bu duygudan uzak tutacaktır. Namaz sonrası durum da bundan farklı olmaz büyük bir ihtimalle...



 


Biz özellikle namaz esnasındaki uygulamayı vurgulamak istiyoruz. Her gün en az beş kez insan, elini kolunu, ayağını, dilini gözünü kulağını, duygu ve düşüncelerini kötülüklere karşı bağlamaktadır. Bunu temsîlen tekbir alırken; ellerimizi kaldırır, dünyaya ait davranışları, duygu ve düşünceleri arkamıza atarız. Bunu takviye için de artık onlara dönmemek üzere ellerimizi bağlarız. Adeta Rabbimizden başka her şeye karşı bir soyutlanmışlık moduna geçmiş oluruz. Bu soyutlanma durumu namaz süresince devam eder. Huşû içinde ve cemaatle namaz kılanların, özellikle tesbîhât yapanların hem ellerinin bağlı kalma süreleri uzamış hem de derinleşmiş olacaktır. Önemli olan bu uygulamanın her gün beş kez tekrarlanması ve bunun bir alışkanlık haline gelmesidir. Alışkanlık, ikinci bir fıtrat ve kimlik oluşturma gibi bir durumu sonuç verir. 



 


Namazda edinilen alışkanlıklar, namaz sonrasında da etkisini gösterecektir. Benzer olayı oruç da gerçekleştirmektedir. Böyle ruh eğitimi almış duygu ve düşüncesi ve organları üzerinde denetim sağlamayı öğrenmiş insanın, öfke duygusu üzerinde disiplin sağlaması da kolay olacaktır. Namazın kötülüklerden uzaklaştırdığını Hak olan, sadece hakkı-gerçeği söyleyen (38/84) Allah söylemektedir. Eğer namaz kıldığı halde kendine veya başkalarına zarar veren bir insan varsa, öncelikle ciddi anlamda kendini ve namazını gözden geçirmelidir.



 


Ayet şöyle der: "Şüphesiz namaz her türlü fuhşiyâttan ve dinin çirkin gördüğü şeylerden uzak tutar ". (29/45). Rızkın ölmeyecek kadarının ilahî taahhüt altında olması gibi, namaz esnasında insanın kötülükten uzak kalması ve öfkelenmemesi garanti altına alınmış olmaktadır.Bundan sonrası da insanın iradesine ve sorumluluğuna bırakılmaktadır. Şimdi öfke konusunda dibacedeki ilk ayeti inceleyelim.



 


Ayette zikredilen "Gayz" içten kaynaklanan insana özgü öfke, hiddet, kızgınlık duygusu demektir. "Yutma" anlamına gelen "Kezm" kelimesi de deriden yapılmış su kabını sıkıca bağlamaktır (Yazır2/425). Bu, içten su gibi kaynayan öfkenin, ağızdan dışarı çıkmasını önlemek için sıkıca kapanması gerektiğini ihtar ediyor. Kur'an'da "kezm-yutma-yutkunrma" kelimesi sadece iki ayette geçer. Birisi, insanın dünyada öfkesi için yutkunması, diğeri de mahşerin dehşetini görünce korku ve heyecandan yutkunmasıdır ki, insanın kalbi bu yutkunmadan boğazına kadar gelecek denmektedir (40/18).



 


Kur'an'da "Gayz" kelimesi ise çoğunlukla inkarcıların Peygamberimize ve Müslümanlara duydukları öfkenin ifadesi olarak söylenir. İki ayette Müslümanların öfkesinden (3/134;9/15) iki ayette de cehennemin öfkesinden söz edilir. Cehennem, inkarcıları görünce gayz-öfke duyacak, nerdeyse öfkeden çatlayacak hale gelecek şeklinde tasvir edilmektedir (25/12;67/8).



 


Kur'an'da öfke anlamına gelen ve Allah için kullanılan "Gadab" kelimesi, bir kez, kavmini, inanmadıkları için musibet gelecek diye öfkeli halde bırakıp giden Yunus Peygamberi anlatırken anılır (21/87). Üç kez Musa Peygamberin, ilahî gadab ihtarıyla sık sık karşılaşan kavminin, buzağı yapıp taptıklarını görünce hissettiği duygusunu anlatmak için kullanılmıştır (7/150,154,168). Ve sadece bir kez de, genel ifadesiyle insanlar için yukarıdaki ayette geçmektedir.



 


Müslümanlar için iki tarz öfkeden söz edildiğini söyleyebiliriz. Bir ayete göre müminler, kendilerine eziyet eden inkarcılara öfke duymaktadır. Allah, onlarla mücadele etmelerini, böylece hem onlara cezalarını vereceğini hem de kalplerindeki öfkeyi çıkacağını ifade eder ki, burada günümüzde psikologların üzerinde israrla durdukları bir konuya işaret sezilmektedir. O da öfkeye neden olan ve öfkeyle kamufle edilen esas kaynakların belirlenmesidir. Ayet açık bir şekilde öfkeye sebep olan faktörlerle mücadele etmeyi tavsiye etmektedir.



 


Kur'an'da bu ayetten başka bir yerde; imanla kalbini ve aklını aydınlatmış, gerçek benliğini bulmuş inanan insanın öfkesi benzer şekilde dile getirilmemiştir. Müminin muhabbetle ördüğü ruh dokusunda, öfke desenlerine rastlanmamalıdır. Ne var ki insan olmanın gereği olarak bir öfke zuhur ederse, öfkenin ortaya çıkmasını sağlayan diğer duygularımıza da merhem olabilecek tavsiyeler yapılmaktadır. Görüldüğü gibi öfke kafirlerle cehennemin özdeşleştikleri, ortaklaşa kullandıkları, müminlerin de içlerinde sıcaklığını duydukları,sıcak bir duygu olarak karşımıza çıkmaktadır. İçi dışı ateş kesilen Ebu Leheb’in ve ebedi buluşma yerinin ateş olması gibi, inkarcılarla cehennemin ortak paydası da öfke olmaktadır. Ve mahşerde birbirlerini yutmuş olacaklardır. Mümin ise içindeki bu öfke ateşini dünyada söndürmekle yükümlü tutulmuş ve bunu başarması yolunda kalıcı şu mükemmel öneriler yapılmıştır



 


2-ÖFKE DUYGUSUNU YÖNETME PRENSİPLERİ



 


a- Öfkeye yutmak:



 


Öfkemize hakim olmanın pratik ön çaresi onu yutmaktır.Yoksa, öfkelenmiş bir cehennem gibi, o bizi yutacaktır. Öfke halinde fiziksel olarak bir yutkunma repliği de uygulayabilir ve bunu tekrarla yerleştirebilirsiniz. Bundan sonraki öfkelenmelerinizde, zihninizde otomatikman bir yutkunma hissinin belirdiğini göreceksiniz. Bu tıpkı, Hz.Meryem’in yanına her gelişte orda hazır bir rızkın lutfî-fadlî olarak hazır bulunduğunu görmesi gibi (3/37), iç dünyanızda bir öfke yutucu mekanizmanın oluştuğunu, öfkelerinize geçit vermediğini hissedeceksiniz.



 


Yutkunmakla aynı zamanda, öfke üsaresi gibi ağzınızda oluşan sıvıyı layık olduğu yere postalamakla onun canına okumuş olacaksınız. Kimisi kudurmuş gibi öfkesini ağzından saçar, kimisi yere, kimisi yüze tükürür. Yutkunmasını beceremeyen insanlar gibi davranmamalı, onu içeriye, iadesiz taahhütlü olarak geri postalamalıdır. Tıpkı esneme gibi...



 


Hiç, hiç esnemeyen insan gördünüz mü? Evet, yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen!..Her esneme geldiğinde, Bilinçaltı, ısrarla istediğimiz şeyi vermekte aynı şekilde son derece ısrarlıdır. Bir hizmetkar gibi parmağınızı şıklattığınızda, çağrışım ziline bastığınızda anında kapınızda hizmete hazırdır. Belli süreçten sonra ise, hayatınızda esneme diye bir olayın gerçekleşmediğini hayretle göreceksiniz!..Manevi bir gizli polis, siz hissetmeden onun yolunu kesecek, onu geri gönderecektir. Kendi manevi bekçinizi kendiniz oluşturabilirsiniz!..Hatta Kirâmen Kâtibîn gibi iki tane oluşturursanız, biri teşvik, diğeri tahzîr eder!..Yani bir "Yap ne olur!" diğeri "Yapma aman!" der.



 


Bu yöntemi öfkelendiğimizi her hissettiğimizde, sinir sistemimizde kıpırdanmalar başlarken, yüzümüzün haritası değişmeden önce, neden tatbik etmeyelim? Burada öfkemizi yutmaz kendimize ve başkalarına zarar vermeye devam edersek, mahşerde cehennemin yutkunmaları karşısında, dehşetle yutkunmaktan dolayı, kalplerimiz boğazlarımızı tıkayacak hale gelebilir. Orda yutkunmamak için gelin burada bolca yutkunalım!.. Eğer yutkunmakta zorluk çekiyorsanız, mesele değil; en kısa yoldan bir bardak su alıp içinizdeki ateşi, su yutarak da söndürebilirsiniz!



 


b- Cömert olmak:

Cömertlik, kalıcı bir öfke tedavisi gerçekleştirir. Veren elen daima üstündür.Vermek insanı sevmek değer vermektir.Vermekle hem verende hem de alanda manevi haz veren duygu ve düşünceler ruhları sarar ve aralarında samimi bağlar oluşur. Toplum katmanları arasında bir köprü olarak tanımlanan zekat da, aslında bunu toplumsal planda sağlar. Karşılıklı sevgi ve saygı iletişimi gerçekleşir.



 


Bunun sonucu yufka yüreklerde oluşan manevi antikorlar, öfke gibi mikropları her seferinde boğar yok ederler. Cömertlik duygularıyla kundaklanmış ve dezenfekte edilmiş bir kalpte, öfke virüsleri, asla girebilecekleri bir boşluk ve vasat bulamazlar. Girmek isteyen virüsler de, yüksek fazilet basıncı altında anında yok edilirler. Basitçe şöyle de düşünebiliriz: Dün elinden tuttuğum, iyilik yaptığım insana, öfkelenir kalbini kırarsam, ihsanımı başa kakmış, onu ezmiş, yaptığımı yıkmış olurum!..Bu, hayat boyu bizim için sıkıntılara katlanan eşimiz, aile fertlerimiz için düşünülünce daha bir anlamlı olacaktır.



 


Kur'an ilginç bir tespitle çok yerde candan önce maldan bahseder ve biz bunu "Mal canın yongasıdır!" diyerek bir çeşit yorumlamış oluruz. 'Allah yolunda malları ve canlarıyla mücadele ederler" (4/95), ayeti sık geçer. Mal canın ona meyletmesi, onunla bütünleşmesi demektir. Çünkü dünyada ki en büyük menfaat aracıdır ve insan kendini onun aracılığıyla gerçekleştirip tam yaşayabilir.



 


c- Affedicilik:



 


Affedicilik de alıcı bir öfke tedavisi gerçekleştirir. Affetmek Allah ve Rasulünün ahlakı ile ahlaklanmaktır. Cömertlik gibi, insanda yüksek fazilet duygusu oluşturur. Sadece candan bir özveridir, cömertlik gibi mal verme yoktur. Bazen birini sevmemiz, büyük bir hatasını affedip gönlümüzü açmamız, kasalarımızı açmaktan çok daha etkili sonuçlar getirir. Ona adeta dünyaları vermişizdir ve hiç bir maddi değerle ölçülemez manevi hazineler kazandırmışızdır. Bir insanı affedip, elinden tutup, cennete giden iman yoluna kazandır mak, güneşin gördüğü hiç bir maddi kıymetle ölçülemez. Gerçek cömertlik de bu olsa gerektir...Her ikisini kazandırmak da en güzelidir.



 


Böylece af ettiğimiz ve aramızda hoşgörü köprüsünü kurduğumuz bir insana karşı öfke duymamız imkansız gibidir. Böyle birini gördüğümüzde öfkelenmek değil, tebessüm etmek gelir içimizden. Öfkelendirecek bir durumu olduğunda da, önceden aramızda oluşan af ve hoşgörü sözleşmesi baskın çıkacak ve öfkelenmemize engel olacaktır. Kazara öfkelensek bile, bu arızî-geçici olacak, ilişkimiz eski özelliğine ve güzelliğine tekrar kavuşacaktır.



 


Bu konuda olumlu affetme ön yargısını kullanabilirsiniz. Eşinize, çocuğunuza ya da bir dostunuza, daha baştan, baştan aşağıya, rengarenk ve ışıl ışıl parlayan hayalî bir af gömleği giydiriniz. (Belki biz daha çok idam gömlekleri, deli gömlekleri kullandık) Ve tamamıyla affettiğinize kendinizi ikna edip şartlandırınız. Bunu sık sık bilinçaltınıza da empoze ediniz. Siz onlara baktığınızda, o renkli parlak af elbisesini hayal ediniz ve düşününüz. Zamanla, onlara baktığınızda, sizi öfkelendirecek bir durumlarının olmadığını, hatta bir başka sempatik göründüklerini hayretle göreceksiniz. Daha doğrusu siz affediciliğinizi kullanarak, onlara öfkelenme ihtimallerini baştan ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Ancak doğal olarak her durum, affedilme sınırları içinde değerlendirilmeyebilir. Bu durumda da yine ayette belirtildiği gibi; mantıklı cümlelerle, tatlı nasihatle, en güzel iletişim yöntemleriyle yaklaşmak ve bizi öfkeye sevk eden yönlerini gidermek ve güzelleştirmek ayrı bir görev ve sorumluluktur.



 


Farklı bir bakış tarzı da, öfkelendiğimiz birinin, bizi öfkelendiren durumunun yanında, beğendiğimiz durumlarının da olduğunu düşünmektir. Peygamberimizden rivayet edilen bir bilgide, "Eşinizde hoşlanmadığınız bir hal varsa, hoşlandığınız pek çok hali vardır!" denilerek mükemmel bir ölçü veriyor. Öfke bir duygu yoğunluğu olduğundan, düşünme ve vicdan mekanizmamızı bloke eder, kilitler. Öfkenin mantığı ve vicdani duygusu yoktur. Nefis ve bilinçaltı güçlerimiz gibidir. Hayır şer, iyi kötü, günah sevap bilmez, o an kendini yaşamak gerçekleştirmek ister. Biz, bizde oluşmakta olan bu, bizi aşan, gerçek bizden farklı bir yapıda karşımıza çıkacak olan kişilik karşısında teslim olmamaya alışmak, aslında oluşmasına engel olmak zorundayız.



 


Böyle durumlarda iki elinizi birbirinize değirmenizi, isterseniz parmaklarınızı iyice birbirine geçirmenizi öneriyoruz. Her uygun ortamda, sakin halinizdeyken, yılmadan israrla bunu tekrar etmeli ve aklınızla kalbinizi, vicdanınızla iradenizi yardıma çağırdığınızı düşünmelisiniz. Öfke ön habercisi gelmeye başladığında, diğer ifadeyle aklınız başınızdayken, ellerinizi birleştirerek, öfke dalgası karşısında dalgakıran oluşturmuş olacaksınız. Sonra da o kişinin olumlu yanlarına bakarak olumsuz tarafı için öfkelenmemeniz gerektiğini anlayacak ve sakinleşeceksiniz. O kişinin bir zamanlar size yaptığı bir iyiliği ve yardımı hatırlamanız da bu yaklaşıma yardımcı olabilir.



 


"Olumlu bir tarafı yok ki!" derseniz, her durumumuza hitap eden ayet bulmak mümkündür: "Rahman'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahiller onlara muhatap olduklarında, Selam der geçerler" (25/63). Her insanla çok yakın olmak zorunda olmasak bile, köprüleri atacak kadar dışlamak iletişimi koparmak da doğru olmasa gerektir.



 


Bu konuda Hz.Ebu Bekir’le ilgili nazil olan bir ayet vardır (2/224) İfk olayından sonra, daha önce cömertçe ihsanda bulunduğu birine, iftira edenlere katıldığı için, öfkelenmiş yardımını kesmeyi düşünmüştü. Sonra ayet geldi ve ihsanına devam etmesini tavsiye etti. Peygamberimiz de, yanına gelen ve kabaca davranıp yardım isteyen bir bedeviye de, Mekke fethinde de hem affedicilik, hem de cömertlik sıfatıyla muamelede bulunmuşlardı. Bir farkla ki, hem amcasının hem de kendisinin yüreğini parçalayan Vahşi için, kendisine görünme yasağı getirmişti. Gördükçe, inanmış bir sahabiye karşı kalbinde bir burukluk hissetmesin diye!..O, kendine yapılan her şeyi affederdi, Hak adına yapılan haksızlıklara karşı koyardı...



 


d-Mücadele ve Hizmet:



 


Müminlerin öfkesiyle ilgili ikinci ayet, kalplerdeki öfkenin çekip alınması için, mücadele alternatifini getirmektedir.  Öfke bir aksiyondur. Tembel, uyuşuk insanı bir anda kasırga haline dönüştürüverir. Öfkenizi yok edemez, denetim ve yönetim altına alarak olumlu yüksek enerjiye dönüştürebilirsiniz. Bu da öfkenizi, geniş bir pistte uygun bir kulvarda, O Küheylan gibi koşturmanızla mümkün olabilir. Öfkenizi bedeninizle, yakın çevrenizle sınırlı tutmayınız. Uluslar arası, denizler aşırı yarışlara siz de katılınız; basit öfkelerin kurbanı olup da göçüp giden kervanın arkasından dağlar başında öfkenizle baş başa, yapayalnız kalmayınız!  Öfke bir aksiyondur, bulunmaz fırsattır. Onu iyilik yollarında, hizmet alanlarında iyi değerlendirebilir, hayırlara vesile kılabilirsiniz.



 


e-Tövbe ve İstiğfar:



 


Allah’ın affına sığınmak da öfkeyi tedavi eder: İnsan yaratılışından gelen ya da sonradan edinilen yapısıyla öfkelenmeye yatkındır veya değildir. Kimisi de çok veya az yatkın olabilir. İncelediğimiz her madde adeta ayrı yapıda olanlara hitap ediyor gibi. Yukardaki dört madde sanki bize dört grup öfke tipli insanın çerçevesini çizmektedir. Her mizaç farklı olduğundan tedavi şekli de farklı olur. Pratik zekaya sahip insanlar, yutkunma gibi pratik çözümlerden daha çok etkilenebilirler.



 


Duygusal yönü ağır basan insanlar, iyilik yapmanın, cömertliğin kanatları altında daha mutlu olur, öfkelerini bu yolla kolayca bastırabilirler.



 


Tövbe istiğfar, öfkeyle irtibatlandırılacak olursa iki şekilde uygulanabilir. Birisi, doğrudan Allah ile ilgili haklar konusunda yaptığımız yanlışlarla ilgilidir. Sözgelimi öfkelenen bir insanın stres yaşaması, bunalıma girmesi sonucu gidip içki, fuhuş gibi günahlara dalması sonrasında da tövbe ile dönüş yapmasıyla olur.



 


Diğeri de öfkelenme sonucu başka bir insanın kalbini kırması ona bir şekilde zarar vermesi şeklinde olur. Bunun için ise tövbe-istiğfar yanında, o insandan özür dileme helallik alma esası getirilmiştir. Aksi takdirde bu hesaplaşma ahirete kalacaktır. Orda sevap ve günahların karşılıklı transferi söz konusudur ki, hadisin ifadesiyle insanın müflis olması mevzu-bahistir. Dünyada özür dilemekte büyük yarar vardır.



 


Öfkenin canına okuyan özür dileme iki boyutuyla karşımıza çıkıyor. Birisi Allah'a karşı diğeri de insana karşı...Her ikisi de tamamiyle insanın kendini yenmesinin, öfkesini yenme yolunda ciddi bir adım atmasının ifadesidir. Peygamberimizin diliyle gerçek babayiğitlik-pehlivanlık da budur. Özür dileme bir düğmeyle karanlığı aydınlığa çeviriverme gibi, iman gibi, ihlas gibi, çok sırlı bir oluşumdur. Gelişimle ilgili kitaplarda çok işlenen, yeni iç temsil oluşturma, yeni pencere açma, swish modeli uygulama gibi yöntemler, aslı ve daha etkilisi zaten kültürümüzde olan uygulamalardır. Bizde zihinden kalbe inme, tüm ruhu kaplama, ebedlere uzanma vardır. Bilinçaltımızı şartlandırsak, dilimizi bu iki buutlu özür dilemeye bir alıştırsak, çoğu öfkemizi daha baştan kontrol al tına alma ve hayır yolunda yönetme şansına sahip olacağız.



 


Bir de özür dilemenin insana kazandırdığı bir huzur ve mutluluk vardır. Bir taraftan öfkenizi yatıştırmış oluyorsunuz, bir taraftan karşınızdaki insanın gönlünü alıyor iletişimi tazeliyorsunuz, öbür taraftan da kendi içinize huzur ve saadet pompalamış oluyorsunuz. Çocuğunuzdan, eşinizden özür dilemekle başlayabilirsiniz. Böylece onları da buna alıştırmış olursunuz. Ancak bu, boyun eğme, taviz, çıkar, gösteriş, övgü vb. şekillerde olmamalıdır.



 


Şayet samimi tövbe-istiğfar ve özür dileme alışkanlığımız yoksa, üstelik günahlara açık yaşıyorsak, maalesef öfkenin kurbanı olmaya açık bulunuyoruz demektir. Her öfkelenen, günahkar bir insan demek değildir. Ancak günahlar, ile öfke arasında çok ciddi bağlantı olduğu da inkar edilemez. İkinci ayet, günahlardan kaçan insanların öfkesinden bahsediyor;. Günah işleyenlerin öfkeye daha yakın olabilecekleri kendiliğinden anlaşılmaktadır.



 


(Bu yazı Kur'an Nesli Dergisinin 3. sayısında Yayınlanmıştır.)

   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 17.01.2007 20:02:04 tarihinde siteye eklendi ve Tevhidi Bilinçlenme kategorisinde 2579 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Tevhidi Bilinçlenme kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlere sunmaktadır..
KURANNESLI.info - 2005